10 Mayıs 2012 Perşembe

"Hiç kimseyi yalan söylediğini anlayacak kadar tanımak istemiyorum." Tezer Özlü

2 Mart 2012 Cuma

gözyaşı, gözün devamıdır / ya gördüklerine ağlar insan ya da vaktinde göremediklerine! 
Met/Üst
Bir Kızın İlk Aşkı , Vazgeçilmezidir. Bambaşka Dugularla Bağlanır Ona . Kimseye Güvenmediği Kadar Güvenir. Hesabı Kitabı Yoktur Bu Sevginin; Çıkarsızdır , Karşılıksızdır Sevgisi . Ne Zaman Beni Bırakacak , Ne Zaman Bu Aşk Bitecek , Demeden Yaşadığı Duygudur . Sen Onu Bırakıp Gitsende , Başka Aşklara Yelken Açsanda , O Seni Bırakıp Gitmez. Çünkü Bu Aşkın Adı '' BABADIR ''…

1 Mart 2012 Perşembe

Uykuya dalıp gitsem bile

Anlaşılmamanın bu kadar can yaktığını bilmezdim oysa..
Sevgi,aşk ne haltsa adı,o duygunun saflığı,o duygunun iki ayrı insanı,her koşulda,farklılık gözetmeksizin birleştirdiğini,bir arada tuttuğunu,ve geri kalan her şeyin gereksiz ayrıntılar olduğuna inandım hep..Ve öyle de yaşadım..
Her insanın yapısı,karakteri,zevkleri farklıdır,ve insan çift değil ''bir'' olmayı seçtiğinde karşısındakini her haliyle kabul etmeli,onu değiştirmeye uğraşmamalıdır ki o insanla tek bir yolu paylaşabilelim..Ego;insanı başkalaştıran,çirkinleştiren bir hastalıktır,onunla baş etmek zordur,ama imkansız değildir.Egonu geri plana atabilecek kadar sevebilmek başka bir insanı..İşte bu önemli..
Sevgi emek ister demişti bir filmdeki esas kadınımız.Katılıyorum..Emek olmadan bir şeyin olmadığı gibi..Hepimizin bildiği,ama bilmezden geldiği gibi..
Dün tatsız,tuzsuz bir gündü benim için ve dolayısıyla bu ruh halimi paylaşmak istediğim insan benim ''diğer'' yarımdı..
Dün beni üzen konunun baş kahramanı ise canımın var oluşunun kaynağı olan,kanım,canım,geceleri başucumda sabahlayan,bana annemle beraber ninniler söyleyen babam..

Babamın hastalığı,ve ardından bu denli çöküşü beni derinden yaraladı,kendimi çok çaresiz hissettim..Beni bu dünyaya getiren insanların bir gün yanımda olamayacakları düşüncesi birden kalbimi yakıverdi..Hayat böyle diyip geçmeliydim belki,ama geçemedim..
Ben sevdiğim herkesi,her canlıyı koşulsuzca sevdim..Babamı da..
Babalığı belki insanların tanımına göre taşıyamayan ve bu yüzden eleştirilen adamı..Ve herşeye rağmen çocuklarına deli gibi tapan adamı..

Bir gece..
Yatağımda ağlamaktan kıpkırmızı olan gözlerimle aynada karşılaştığım anda her koşulda yanımda olan dostumu aradım,beni şaşırtmayan sakin sesiyle,işten tam o anda çıktığını beni bir yerde bekleyip buluşabileceğimizi söyledi..saat 00:00 civarıydı üstelik..
Kalktım,gittim..
Herşeyden konuştuk,sohbet ettik..Öyle iyi geldi ki..İlaç gibi..

İnsanız,ve aile duygusu denen bir şey var..Ne olursa olsun,hastalık gibi bir durumda,negatif değil,poziitif yanımız hareket eder,ve bu da insan olmamızın bir parçasıdır bizden hiç kopmayan..
İsterse Dünya'nın en kötü insanı olsun-ki değil-,akan sular durur, o insanın hayatı tehlikedeyse ve bizlerin sevgi ve şefkatine ihtiyaçları varsa..
Dünya umrumda olmaz,ben babamın elini bırakmam..
Kızsamda bazen,eleştirsem bile,bazen kavga etsek bile..O adam benim ''ilk aşk''ım..

Beni her zaman sevgi dolu sözlerle karşıladı,her gece uyumadan önce,her sabah uyanınca yanağıma ilk öpücük konduran kişi oldu,yaşı tutmadığı için bara alınmayan kızını rock konserlerine bile götürdü,ilk klasik müzik cd'mi o aldı,ilk tuvalimi,ilk paletimi de..Üretken yönümü keşfetmeme ilk yardımcı olan kişi de o oldu..
Hep güçlü,dimdik durmamı öğütledi,kendi yapamadığı her ne varsa onları bende görmek istedi,umarım bir kısmını başarabildim..

Evet,o çok güçlü bir adam olamadı belki hiç,belki geleceğini düşünmeden,anını yaşadı sadece..Belki de hayatta tek önem verdiği şey sevgiydi..
Planlar yapmayı beceremediği için onu cezalandırmamı,ve ondan desteğimi çekmemi beklemeyin asla!
Sevdiğim kimseyi yarı yolda bırakmadım,güçsüz düşene de her zaman elimi uzattım..
Benim de tek doğrum bu!
Bu insan benim babam..
Canımın canı,beni var eden insan..

Dikkat et!Bu noktada saf sevgi var!
Gerisini sorgulamaya da gerek yok..

http://www.youtube.com/watch?v=etP8eQwzySw

Bırakıp gitme sakın beni..

21 Ocak 2012 Cumartesi

Yeni yaş

Dün doğdum..Annemin,babamın,babaannemin ve ablamın ve diğerlerinin haylaz,kara gözlü,kara saçlı bebekleri oldum..


Her istediğimi ellerinden geldiklerince yaptılar,hiçbir isteğimi reddetmediler,bazen kızdırsam da onları hep sevdiler,kucak açtılar bana..Şefkatle..Şımarıklığım da bundandır belki..Bilemiyorum..
Artık farklı şehirlerde oluşum nedeniyle her sene olduğu gibi bu sene anne ve babacığımla olamadım..Ancak bu sene,hayatın bana en güzel armağanı olan,yaşamımın en değerli tüm anlarının yaratıcısı olan ''Samikom''ile karşıladım yeni yaşımı..Güzel bir yemek yedik,şarap yudumladık el ele,güle söyleşe..Eve döndük ailesi ile mum üfledim,pastamı kestik..Annesi çok şirin bir kolye hediye etti bana.Huzurla,güzelliklerle dolu geçti akşamım.
Ailemle telefonla görüştük,biliyorum beni Fethiye'de gecikmeli bir doğumgünü kutlaması daha bekliyor:) Bu akşam ablama gidiyoruz,onunla da hasret gidereyim bi..Çok özledim miniğimi:)


Köfte ameliyat oldu,onu fazla mıncıklayamayacak olmak biraz sıkıcı,ama Ponçik ve Şans'ı bol bol sevmeyi planlıyorum..Maya'yıda bi yakalasam onu da sevicem de hanımefendi cool takılıyor ne yazık ki:)


Şimdi sevgiliyi bekliyorum,bu arada dersimi de çalıştım,pazartesi sınava biraz daha hazırım..Sınıf ortalamam beklediğimden de iyi geldi,sınavdan orta bir puan almam yeterli olacak geçmem için..İşte bu da sevgiliye en güzel armağan olacak(tabii bana da:)


Şimdi 23 oldum,hayatı yaşamam gerektiği gibi yaşadığıma inanıyorum..Sevdiğim her şeye ve herkese minnet duyuyorum beni var eden tek şeyin sevgi ve huzur olduğunu ve bunları da hayata borçlu olduğum için..


Genç kadının dilekleri ise şöyle;
1-Lütfen hayvanların yaşama haklarını elinden almayalım
2-Lütfen elimizde olan her şeyin kıymetini bilip,hayatın bitimli bir döngü olduğunu unutmayalım
3-Lütfen insanlar birbirine daha fazla saygılı davransın(özellikle toplu taşıma araçlarında)
4-Doğaya ve ondan yararlandığımız sonsuz nimetlere özenle yaklaşıp,koruyup kollayalım
5-Aile olgusunun önemini asla unutmayalım ve kimseyi kırmayalım
6-Bu liste uzar gider 


Sonsuz sevgi..Tek gerçek olan şey..




Hadi bana iyi büyümeler..

17 Ocak 2012 Salı

Vazgeç-me-k

kar var,her yer beyaz..camdan bakınca hep karşımda gördüğüm koca çam ağacı pamuklara bürünmüş gibi,öyle heybetli,öyle güçlü duruyor karşımda..İki damla yaş düşüyor gözümden onunla göz göze gelince..Bakma sen diyor gördüğüne,bakma böylesine büyük,yıkılmaz göründüğüme,senden farklı değil diyor garip kalbim..Yaşlandım artık diyor..Yaşlandım,bir fırtına kadar yakınım sonuma,bir fırtına yeter dalımı kırmaya..
Oysa ben ondan güç alırdım,onun gibi güçlü ve yıkılmaz olmayı hayal ederdim..Şimdi tüm umudumu kırdı,ötesi yok,o çoktan vazgeçmiş tutunmaktan köklerine..

12 Ocak 2012 Perşembe

Sonra bir ev boyadım sana,kapısı mavi,zili deniz..

Kulakta Birsen Tezer'in nefis sesi,akla gelen yazdan kalan kurabiye tadında bir gün..
Sabaha kadar yatakta dönmüş durmuşum,sabah bir kahvaltıya davet edilmişim,içim kıpır kıpır..Uyuyamadığım gibi sabahta olmak bilmedi bir türlü,yatakta döne dolaşa,yastığı ters yüz ede ede,kah balkona çıkıp serinlemeye çalışarak,kah saatle savaşarak...günü ağarttım sonunda,randevudan çook erken bir saatte ne giysem,saçımı nasıl toplasam telaşesi..sanki ilk kez biriyle buluşacaktım,nasılda heyecanlıydım..Aslında beyaz bir elbise giymeye karar vermiştim,çünkü genellikle siyahlar giydiğim bir dönemdi onu tanıdım,o ise bana hep açık tonları önerir dururdu..O gün için onun dediğini yapmak istedim..Üzerimde beyaz elbisem,evden çıktım,harika bir sabahtı,güneş sapsarı,ben cıvıl cıvıldım..Tepebaşından Karaköye yürüyerek gittim,yolda denizin parıltılı mavisi eşlik etti bana..Karaköy rıhtıma ulaştığımda vapuru yanaşmıştı,indiğini gördüm,derin bir nefes aldım ve birbirimize doğru gülümseyerek yürüdük,gözlerimizin içindeki pırıltıları saklamadan..

Kahvaltı boyunca zavallı yüreğim çırpındı durdu,avuçlarım terledi,ne yediğimi ne içtiğimi bilemedim..Konuştuk,konuşacak çok şey vardı,bin yıldır susmuşuz gibi..İşe gitme vaktim geldiğinde Tünelin oradan ayrılırken dudağıma minik bir öpücük kondurdu,dudaklarımda bir ateş..

Sarıldık,sanki yıllardır birbirimizi tanıyormuşuz gibi,öyle tanıdık bir sıcaklık..Sevdim,aslında daha ilk karşılaştığımız an hissettim kalbimin çırpıntısını ama sustum..sonra susmak bir işe yaramadı ve olağanüstü bir çekim bizi birbirimize yaklaştırdıkça yaklaştırdı,bir olduk,iç içe geçti kalplerimiz,herşeyimiz..Onu yemek yaparken barın arkasından izler dururdum,gündüzleri daha sakin olurdu Atölye,gündüzleri daha çok göz göze gelirdik,bir fırsatını bulur yan yana birşeyler konuşurduk,ve mutlaka bana güzel şeyler anlatır,söylerdi..Hayrandım ona,ciddiyetine,neşesine,kıkır kıkır gülüşüne,yemek yaparken ki özverisine..Kısacası her hareketine..Öyle sevilesiydi ki,o şirin,kıvırcık saçlarını topuz yapardı,o pamuk tenini,öpüp koklamak için deli olurdum..Bir izin günümün sonrasında işe geldiğimde bana sarılıp,seni özledim deyişini unutamam..O gün tamamen teslim oldu kalbim,direnmeyi bıraktı,bu mutluluğu yaşamak için tüm engelleri kaldırmaya karar verdi,ve kristal kadar net kalbimi verdim ellerine..


Durduramadık,durmak istemedik..Aynı işyerinde olmanın verdiği avantajlar ve dezavantajlar silsilesiyle yürüdük,gittik..Sonra sonra duyan,bilmeyen,görmeyen,kıskanmayan,ayırmaya çalışmayan kalmadı..Kimseyi dinlemedim,kimsenin dolduruşuna gelmedim..Aşkı yakalamışken ne diye sorgulayayım ki?Böylesi bir aşk kime nasip olur ki kolay kolay?
Günden güne,aydan aya iyice bağlandım,aile olduk,herşey olduk..Tutkunun en büyüğü,huzurun en tatlısı,sevginin en eşsizi..Zor zamanlar oldu hayat neticede..El ele herşeyin üstesinden geliyoruz..Yok öyle,hayatın aptal oyunlarına,engellerine takılıp tökezlemek yok bu hikayede..İlerisi ve sonsuzluk var..Bir sınırı yok,bir noktası yok,bir varış çizgisi yok..Yürümek,maviliklere dalmak,yeşilde kaybolmak,şarabın kızılını aşkla yudumlamak var..Şefkat var..Herşeye karşı,yaşama karşı,nefes aldığımız her güne,beraber uyanışlarımıza büyük bir minnet var.. 


Aşk var,ötesi yok..





15 Aralık 2011 Perşembe

Pazar kokusu

Küçüktüm annemin elinden tutar semtimizin pazarına giderdim,haftanın en sevdiğim günüydü cuma..Anneanneciğimin her daim sessiz ve huzur veren evinede mutlaka uğrardık o gün..dedemin,teyzemin,kuzenlerimin birkaçını görme şansım olurdu,sokaklarda oynamanın,bisikletle hisarda gezinmenin keyfini yaşardım..Pazarda rengarenk meyvelerin,sebzelerin,yemişlerin,baharatların birbirine karışmış kokusunda kaybolurdum,satıcıların bağırışlarına,balıkçıların ellerini balıklara daldırmasına hayret ederdim..Anneme mutlaka leblebi şekeri,minik renkli lokumlardan aldırırdım..Taze taze,mis kokulu salatalıklar,domatesler,nane,kara kara zeytinler alırdı annem ve eve dönüşte mutlaka ikindi kahvaltısı hazırlardı pazar yorgunluğundan sonra pek lezzetli gelirdi yediğim her bir lokma..pazarın kokusu her daim özeldir,annemi hatırlatır,anneannemin evinide..ailemi hatırlatır nedense..sıcaklıktır bu,benim huzur dolu çocukluğumun bir parçasıdır,bu yüzden şu yaşımda (artık çok nadir olsada) pazara gitmek aynı hissi yaşatır bana..

Bu gün pazara gittim,ailemden çok uzakta bir şehirde ve yanımda annem yokken..

Artık koca bi kız olduğum için kimsenin elimden tutmasına gerek yoktu tabii ki,ve pazarda hiiiç kaybolmadım çocukluğumdaki gibi..Eski günler geldi aklıma,huzur doldum bu koca şehirde..Ama eksikti bir şeyler,Annemin eli yoktu avuçlarımda neticede..Bak kaybolursan bırakırım giderim seni hadi ayrılma yanımdan diyen tatlı sesi yoktu..Anneler her zaman çok daha derin,çok daha fazla düşünürler her bir noktayı..Pireyi deve yaparlar,bir pire için bin yorgan yakarlar..Annem hep derdi,herkesin annesi gibi;anne olunca anlarsın kızım..Ah annem ah,anne olmama gerek kalmadı seni anlamam için,şimdiden bile anlıyorum ben senin kalbinin tedirginliklerini..(Zaten anne olma lütfuna erişirmiyim ömrümde bilemiyorum)..

yazıya pazarla başlayıp,annelikte bitirmekte bir tuhaf oldu ama konsept yazısı değil bu,bugünkü hislerimi bi parça olsun aktarabilmekti buralara..ileride okuyup okuyup yad edebilmek için bugünlerimi..unutmamak için değerlerimi..


Ps:mutluluk minik pırıltılarda gizli,görmek isteyene...

13 Aralık 2011 Salı

lay lay lom

Günlerdir yazmak isteyipte yazamıyor olmanın verdiği iç çekişlerle açtım sayfamı..

Maviliklere doğru yürümeyeli ne çok zaman oldu,derhal o sonsuz maviliğe geri dönmeliyim,ona doğru yürümeliyim..Şehrin grisi boğuyor,o değilde insanların kalplerindeki griler çok daha acıtıyor..Bi kaç arkadaş toplanıp,uzuun uzuuun sohbetler etmeyeli,sokaklarda yürümeyelide epey oldu,pazartesi ebrumla buluşmak için gün saymam işte bu yüzden..Arkadaşlık..Ne güzel şey..

Geçen hafta babaanneciğime gittim,giderken çok sevdiği ''İstanbul simidi''götürdüm,pek sevindi..Ben daha oraya varmadan haberim yayılmış,gelen gidenler oldu,eski zamanlardaki gibi,sevildiğimi görmek iyi geldi..Kısıtlı vakitte ne kadar hasret giderebilirse insan o kadar hasret giderdik,yetti mi?-Yetmedi elbette..Ama hiç yoktan iyidir deyip avuttuk birbirimizi..Yaşlandı güzeller güzeli,sarışın afet..Yaşlandı ama ruhu benimle birlikteyken benimle yaşıt..Yalnızlık düşmanı,tek derdi yalnızlık..En büyük temennim de tek derdinin sadece bu olması..Birlikte soba önünde kahvaltımızı yapmanın,karşılıklı yataklarda uyumanın,geceleri kalkıp üstümü örtmesinin tıpkı çocukluğumdaki gibi..hepsinin verdiği huzur başka..en kısa zamanda fırsatım olur ve yine giderim umarım..İstanbula dönüp yeni sınıfımda yeni insanlarla derslere başladık,ilk dönemdeki gibi kapatmadım kendimi,rahat bıraktım,ilk günden itibaren hakimiyetimi sağladım..Sorun yaşayacağımı düşünmüyorum derslerde..Bu da iyi bir haber sayılır..Bu haftasonu ablacığıma gittik,otobüs çilesinin ardından köfte ve ponçikle her ne kadar kendini uzak tutsada maya ile oynadım,sevdim,mıncıkladım..Terapi gibi geldi adeta..Ablayla muhabbet ettik,ilk kez Tiramisu yapmış şaşırtıcı ama gerçek,sevgili dizimde uyudu film sonrası,biz çene çaldık gece yarısına kadar..Gece uyku vakti,sabah istem dışı erkenden uyandık sevgiliyle,biraz oynaştık,biraz mayıştık,sonra kalktık salona geçtik ve köfte mama poşetine ulaşıp onu parçalamış,bende bunu görünce şok oldum,ortalığı toparladım filan işte..Sonra sabah kahvaltısı niyetine sosyete mantısı yaptı ablam..Ablamın da eli lezzetlidir yani,yumulduk onlara bi güzel..Kanyondaki konsere yetişemedik yarı yoldan eve döndük sevgiliye..kasvetli bir pazar oldu sonrası..

pazartesi sabahı okula gitmek için her zamanki vakitten önce çıktım evden çünkü haftasonu ödevimi yapmam gerekiyordu..hava henüz aydınlanmamıştı ben yollara düşmüştüm,neyse ki ödevimi yaptım,üstüne makyajımı bile yaptım okulda çünkü hortlak gibiydim ayılamadığım için..Bu haftadan itibaren bir çok öğle tatilimi writing center'ın hazırladığı workshoplara adadım..Sınava kadar sıkı bi çalışma olacak ümidiyle..bunların dışında bazen hayal alemlerine dalmaya,çok çok ilginç rüyalar görmeye,minicik minicik pırıltılarla hayatımı renklendirmeye devam ediyorum tüm griliklere rağmen,en iyi tavsiyem bu sizlere..Elinizde olmayanların hırsıyla patlatmayın elinizdeki şeffaf baloncukları..Var olduklarını biliyorum,en karanlık gecemde bile parlamayı sürdürüyorlar eğer istersem..İstersem..

İstek en önemli şey,telaşsızca,hırs ateşine düşmeden,bi hedefe ulaşmak için can yakmadan,ezmeden,kırmadan,dökmeden...Hırs ve endişe kanser gibidir,sarar tüm benliğini..Benim en sakındığım hislerdir bunlar,endişeyle kendimi zehirlemekten,benmerkezcilik ile kendimi göklere çıkarmaktan ölüm gibi korkuyorum..En zor zamanlar bile geçip gidiyor bunu iyi biliyorum,önemli olan kalbinin ve aklının en az hasarla atlatması bu karanlıkları..Her ne olursa olsun,kendini bilmek,kendinle dertleşebilmek ve kendine yol çizebilmek gerekir..Kalbini ferah tut der büyükler..Ne kadar yerinde bir söz..En dar anlarda kalbini ferah tutabilmek..

Ferah ol kalbim..Seni hep koruyacağım ben,hiiç üzülme..






10 Kasım 2011 Perşembe

Ada havası aşk fısıltısı

bayram tatilidir hakkımızdır dedik bol temiz hava,bol yürüyüşlü,bol çam kokulu,deniz esintili iki gün geçirdik adaların en büyüğünde..sonbaharın mis ferahlığı,azalan insan kalabalığı (havalar soğudu ya hani) ile daha bir huzurluydum..Ada'ya varıp bişeyler yedikten sonra yapsak yapsak ne yapsakla başlayan sokak aralarında başıboş dolanırken saptığımız o nefis manzaralı toprakyol ve de aya yorgi'ye tırmanış,tırmanışken ara sıra tıkanış(hamız ya) ve hedefe varış..kediler,yükseklerden şehire bakış,sevgiliyle elele çamların arasında mutlu mesut cilveleşmeler..daha ne olsun..
Sessizsedasız kilisenin içinde soluklanış ve bir kitapçık ile duvardaki ikonaları inceleyiş..derinlerden,gerilerden gelen o mistik ilahi tınıları..herşeyiyle büyüleyici bi atmosferdi,iyi ki gidip görmüşüz,iyi ki havasını solumuşuz..
oradan lunapark meydanına inip,rum yetimhanesi yoluna vurduk kendimizi,hava kararmaya başlamıştı,adada bir akşam vakti bilmemkaç kilometre yol yürüdükten sonra yetimhaneyi görmeden dönmek istemedik ve gördük dünyanın ikinci büyük ahşap yapısının harebeliğini!
üzüldüm,düşündüm önünde soluklanırken bi iki bekçi köpeğinin nezaretinde baktımda baktım o viraneye,kim bilir kaç çocuk büyüdüde koca koca insanlar oldu,hayatın keşmekeşine karıştı diye..
ve zamanın çürütücülüğüne terkedilişine anlam veremedim neden neden neden anılarımıza sahip çıkmıyoruz diye..
adadaki rum nüfus azalmış,oysa bir zamanlar hep onlar varmış,insanları yuvalarından gitmeye sürükleyen şey sen ne kötü bi şeysin!
görmek istediğimiz bir çok yer vardı ama vapura yetişmeliydik,adaya veda zamanı gelmişti..
bostancı vapuruna bindik evimize doğru yorgun yorgun yola çıktık içimizde bi huzur ile birlikte..


evimize döndük,mis gibi bir ıhlamur demledi sevgili,adayla ilgili biraz bilgi toplarken internetten ertesi sabahta adaya gidip göremediğimiz yerleri görmenin sinsice planlarını yaptık:)erkenden yatıp uyuduk yasemin kokulu düşlerimizle..


sabah kahvaltımızı yapıp hoop yine çıktık yola,ada vapuru,gri gökyüzü,yağdı yağacak görüntü,biz deli gibi mutlu..


ver elini ada sahillerinde bekleyen sevgili:) 
kedi mırıltıları,köpüşlerin tatlı bakışlarıyla bol bol hasret giderdim,tutamadım kendimi..
öğlen yemeğimizi yiyip,adanın diğer kısmının ara sokaklarında dolanıp,ermeni kilisesini,çok merak ettiğim şakir paşa köşkünü(gördükten sonra köşkü apartmana çeviren zihniyete biraz küfür etsemde),sinagogu da gördükten sonra (sinagogunda yüksek duvarlarına söylensemde)esas rotamıza döndük,Aya Nikola Manastırı'na..
Yol düz ama uzundu,yürüdük,yürüdük yürüdük,gözlü evi,reşat nuri evini de geçtik,akşam loşluğu çökmüşken vardık adanın diğer ucundaki bembeyaz manastıra,ziyarete kapalı,içinde suratsız bir kadın ve köpeği,köpeği çok cici(kadının aksine) baktık uzaktan öylece,elimizdeki harita rum mezarlığının yakınında olduğumuzu söylüyordu sevgili dedi hadi burayıda görelim biraz üfledim biraz püfledim gittik bi gayret,karanlıkta beyaz mezar taşları suskun,küskün,yılların acımasızlığıyla biraz üzgün olsalar da yinede görkemliydiler..
hoop yine eve dönüş yolu,bacaklarımdaki sızıyı göz ardı ederek iskeleye döndük ben hiç dönemeyeceğimizi düşünmeye başlamışken..:)


akşam yemeğimizi yedik,günün yorgunluğu ve kucak dolusu anılarıyla huzurlu bir akşamıda sonlandırdık birlikte huzurlu bir güne daha uyanacağımızı dileyerek..











bunlarda minik anılardan bir kaçı..



30 Eylül 2011 Cuma

bi kaç anı daha,yaz kızım...

Bir kaç gündür yazmak istiyor,ama vakitsizlikten ya da sevgiliye daha fazla dokunabilmek adına erteliyordum,ancak bu gece zorda gelse bi saat kadar veda ettim sevgiliye..anlayışla karşıladı,ve meraktan kıvranarak uykuya daldı,ama eminim ki uykusunda bile aklı bendedir,tanırım ben onu..:)

Dün akşam yeni yılı kutladık,benim ilk kez katıldığım bir kutlama çeşidiydi,bir kaç gün öncesinden başlayan hazırlıklarda anne Fortüne'ye bizde biraz yardım ettik,Sami'cim çok sevdiğim için sakızlı muhallebi bile yaptı ama yemekte çok fazla yemek yendi ve kimsenin muhallebiye dokunacak hali kalmadı,buna en çok ben sevindim ;) 

Yemekte 14 kişiydik,ailenin en dindar üyesi sayılan enişte İzzet duaya başladı,biz genç nesil hafiften kikirdeyerek duanın bitmesini bekledik,Sami kippa'sını dua biter bitmez çıkardı,sıkıntılı sevgilim benim:)
Elmayı bala batırıp yeme ritüelinin ardından yemeğe başladık,gülerek,sohbet edilerek güzel bi yemek yendi..Ardından dayı Eli'nin doğumgünü bile kutlandı,youtube bize oyun etti happy birthday şarkısını çalmadı bi türlü,pastayı taşıyan Roni neredeyse yere düşürecekti tabağı,bol kahkahalı bi doğumgünü oldu,neyse sağ salim kutladık yeni yılıda,doğumgününü de..
Benim için değişik bir deneyimdi,ama sanırım sevgilimin desteğiyle iyi bir şekilde atlattım bunu da..zaten bütün gece ördek yavrusu gibi peşinde dolandım durdum,hiç ayrılmadık yine:)
Gecenin sonunda epey yorulmuştuk,ortalığı toparlayıp yataklara dağıldık,ve sevgilimle güzel güzel sohbet ederken uyuya kaldık,sabah kabus gibi matkap sesleriyle uyanma olayımızı saymazsak güne güzel başladık yine de..Annesi ve babasıyla kahvaltı edip dışarı çıktık ben yurda uğradım,o minik bi işini halletmek üzere galata'ya gitti,akşam yaşanan bi iki tatsız olay,eski iş arkadaşımızın yaptığı sinsiliklerin ortaya çıkması üzerine biraz gerildik,üzüldük,ama beraberce bunun da üstesinden geleceğiz..Nişantaşında eski patronumuzu ziyaret edip,bu rahatsız olaylardan konuşup,eve döndük,ben uzandım,o arkadaşıyla telefonda görüştü..Sonra sakızlı muhallebilere yumulduk,yorgun ve uykusuzdu onu yatırdım,bende yazımı yazmak için koltuğa geçtim,şimdi tatlı tatlı uyuyor,bende yanına gitmek için sabırsızlanarak yazıyı sonlandırmaya çalışıyorum,aslında yazacak daha fazla malzemem var ama olmuyor,bu adamdan ayrı kalmak ne bana ne ona iyi geliyor;)uykumda geldi zaten,yarın devam ederim ama bi kaç güzel duyguya değinmeden,bi kaç iyi dilekle yazımı taçlandırmadan edemeyeceğim..

gül kurusu renginde günler yaşıyorum,sabahları sıcacık bir ten'e öpücükler kondurarak,melek gibi tatlı tatlı bakan gözlere bakarak güne merhaba diyebilmek tarifsiz bir duygu..
Yorgunluk mu,iş hayatının aptal stresleri mi...ne varsa sıradanlığa dair,tümü siliniyor aşk ile beraber..Sadece huzur,paylaşılan güzel anlar,güzel günler eşlik ediyor bize..Ayrı kalmak şöyle dursun,aynı evin içinde bile özlemek birbirimizi..ne güzel..

Hayata mı,kadere mi,evrendeki o müthiş güce mi neye teşekkür etmeliyim bilmiyorum..Birbirimize tüm gücümüzle destek olmaya,hayatın tüm aksiliklerine karşı koymaya,daima el ele olmaya yemin ettik...Ötesi yok..üstüne diyecek kelime yok..Gözlerine bakmak anlamak için yeterli oluyor..iki insanın birbirini tanıması biraz zaman alıyor,biraz çetrefilli bir yol bu hatta,iki yabancının git gide tekleşmesi..tekleşebilmesi daha doğrusu..Her zaman başarıyla sonuçlanabilen bir olay değil bu,her insana ömründe ya bir ya da çok şanslıysa bazen iki kez olabilecek bir duygu..bazılarını ise bir kez bile ödüllendirmeyen..yüzünü göstermeyen..

biz ne yaptık,kime nasıl bir iyilik yaptık hayatımızda ki,bu aşkla şereflendirildik,bu aşkla hayatlarımıza harikulade bir boyut getirdik..mucize gibi bir şey,ilaç gibi herşeye..her yaraya,her kabusa,her kötülüğe..Bir meleğin kanadı dokundu omzuma,nasıl bir kutsanma bu ?

Her neyse,adı neyse,kim yaptıysa,kimin hayır duasıysa,kimin,neyin,hangi gücün işiyse..binlerce,yüzbinlerce kez teşekkürler,bize böyle bir mutluluk tattırdığı için..

Sevmek,nefes almak,hayat bulmak aşkla..

Roş aşana'yı kutladığımız şu günlerde,inancımın kısmen farklı olduğuna çok kulak asmadan şunu dileyebilirim...

Yeni yılla beraber,
Tüm insanların kalbine,gönlüne,gözlerine aşk serpiştir tanrı..

Yap bi kıyak:)


Sevgilim,

hayatlarımızın birleşmesi,ruhlarımızın kavuşması,ve yaşadığımız herşey,aklına gelebilecek herşey için sana da,bana da,bize de çok teşekkür etmeliyim,etmeliyiz..

Seni seviyorum,hayat!




Bi kaç fotoğrafla geceyi ölümsüzleştirdik:) 

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Yol çok uzun..

Yine gidişler,yine toplanmalar,yine vedalaşmalar yine yine yine...Yine gözyaşları..
Gerçek bu ama elimden bişey gelmiyor,üzülüyorum,özlüyorum daha gitmeden ama ne yapabilirim?Ulaşılması gereken amaçlar,hedefler neler neler var,yol çok uzun,yol çok çetrefilli..
Her ayrılışta biraz daha büyüyorum sanki,ve biraz daha az acıyor kalbim..aslında yine ağlamazdım da..oldu bişeyler bu gece..
Evimin kokusu,babamın rakısı ah o fesleğenli akşamlar..
Anneciğimle kapı önü sohbetleri,karşı komşu saliha ninemin muzip şakaları..Mahallemin pisicikleri..
köpüğümün patilerini öpmeye doyamadım yine.yine yapmak istediğim herşeyin bi kısmını yapamadım ve yine çok uslu bi kız olamadım..

Ara sıra üzdüm herkesi,özellikle yaptığım o salaklık yüzünden herkesi bi kez hayalkırıklığına uğrattım ve babamın gözlerinde acıyı farkettim..Ve çok ama çok üzgünüm..

Giderken insana bi hüzün geliyor,her anı kafamda canlanıyor..bugün radyoda çalan bi şarkı bile ağlattı,köpük gideceğimi anladı bakışındaki masumiyet beni ağlattı....

Gidiş mesele değil de özlemek denen şey her daim var olacak hayatımda,birileri sürekli bi yerlere veda etmek zorunda kalıyor hayatın kuralı birazda ayrılıklar üzerine..
Elimden gelse sevdiğim herkesi cam bi fanusa kapasam ve valizimde taşısam..Gittiğim heryere onlarda gelse..

Evet evet aslında onlar hep benimle,ne tarafa gidersem gideyim zaten elimden tutuyorlar..Her zaman olduğu gibi,her zaman yoluma ışık oluyorlar..

Annem,babam,büyükanne,abla..

Işığınız için minnettarım,bazen belli edemesem bile..

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Yine veda?

bi kaç gündür düşünceliyim..tatile nokta koyup koymama konusunda..zira İstanbul'a ne kadar erken dönersem benim için o kadar iyi olacak ama işin duygusal boyutunu geçemedim henüz,ailemden ayrılmaya hala hazır hissetmiyorum kendimi,aslında hiçbirzamanda hissedemeyeceğimi de biliyorum..


buradaki huzuru ve mutluluğu geride bırakmak içimden gelmiyor,ama yapmalıyım bunu..büyü artık büyü dido...aile her zaman yanında olamaz inandır şuna kendini,mızıkçılık yapma yeter...


al çantanı ve büyük insanlar gibi veda et sevdiklerine,yoluna git,yolunu çizmeye devam et..yap artık bunu..koca kış evde oturdun dizlerinin dibinde,okulu dondurdun ettin,yetmedi mi evde onlarla kalmak..hadi artık,büyük bi kız gibi davran,önce rol yapmaya başla,sonra kendini inandır,sonra gerçekten öyle biri olacaksın zamanla..


sana 20 gün süre dido..20 gün sonra aklını başına devşirip,yola çıkacaksın..ve ağlamayacaksın..
istanbulda'da yalnız değilsin üstelik,dostların ve ablan orada,sevdiğin şeyler,sevdiğin pek çok yer var,huzur bulabildiğin,nefes alabildiğin..onlarla yetinmeyi öğreneceksin yine,yine yine!!!


ve çok sevdiğin okulun için böyle yaşamayı göze almak zorundasın..başka türlü olmaz,başka yolu yok!!!


hadi bakalım,veda etmeye başla yuvandaki her bir anıyla...

4 Temmuz 2011 Pazartesi

yağmurda yürümeyi,sahaflardaki kokuyu,kedilerin mırıltısını,köpüğün patilerini öpmeyi,sevdiklerime güzel sofralar hazırlamayı,yenilsemde tavla oynamayı,dalga sesini,iyot kokusunu,okulda ders aralarında kurabiye ve kahve ikilisini,kütüphanede uyumayı,nesquikli sütü,jadore'un oh la la beatrice'ini,selin'le çikolata komasına girmeyi,ebruyla hiç konuşmadan bile anlaşabilmeyi,italyan mutfağını ve türk yemeklerini,annemle uyumayı,meditasyonla kendimi görmeyi,sevgiyle en saçma insanları bile yola getirmeyi,cahilliğin arkasına sığınan insanlara bi iki çift laf etmeyi,simitpeynirçayı,dinlemeyi,anlatmayı,saçmalamayı,uçurtma uçuran çocukların neşesini........

2 Temmuz 2011 Cumartesi

Yeah!

Geceden kalma saçlarımdaki parfümün kokusunu arıtmalıydım,uyanır uyanmaz buz gibi suya girmemin nedeni ve tam 1 saatten fazla suyun altında öylece durmam da bu yüzdendi..sabahın 6'sında uyuduğum ve öğle vakti uyandığım bu saçma güne tazelenmiş bi şekilde başlamalıydım..Demlenen çay,bembeyaz peynir,çeri domates kekik zeytinyağı ve kızarmış ekmek..gazete ile rüzgara savaş açmak,bahçededeki akşamsefalarının boyuma ulaşmış olmaları..anneyle yapılan 20 dakikalık telefon konuşması..Türk kahvesi içmeye gelen Saliha ninem ve babaannemin evlat hasretliklerinden bahsetmeleri..kucağımda uyuyan abuşun kabus görerek yerinden sıçraması ve burnuma attığı minik pati darbesi..gülen gözlerle ona bakışıma anlam verememiş yüz ifadesi.köpüğün incir altına yatarak serinlemeye çalışması..babamın anneme sürpiz yaparak bursaya gidişi ve aniden karşısına çıkması..yılların tüketemediği sevgi kırıntıları..ablam ve annemin mutlu geçen 4 günü..ablamın annemin ardından ağlaması..istediklerimin sorulması ve annemden tahinli pide siparişi..ta bursa'dan fethiye'ye getirmesi için..laftan anlamayarak defalarca arayan bi arkadaş..ısrarlı insanlara tahammülümün kalmayışı..numarasını reddetme listesine ekleyişim..bundan böyle kimseye pabuç bırakmamaya yemin edişim..beni üzen herkesi silişim..mutluluğa daha fazla yer açışım..içmeden sarhoş oluşlarım..sözünü tutmayan insanları hayatımdan def edişim...


bugünüm ve yarınım,ve daha sonraki günlerim,daha net,salak insanlara daha sert,sevdiklerime daha bol gülücüklü,kendime daha fazla saygılı..


16 Haziran 2011 Perşembe

Mom,madre,mére?

bugün miskinlikte sınır tanımıyorum,sabahtan beri bahçe masasında uzatılmış ayaklarım,kucağımda sıcağa rağmen bilgisayar,göğüsümün üzerinde uyuyan kedi abuş,tek parmak yazmaya çalışaraktan bi yandan dondurma kaşıklıyorum..




bu miskinlik hali daha ne kadar sürecek tanrım?yok yok ama ya,annem dün gece ailesini ziyarete gitti,20 gün filan gelmez,ev bana emanet..breh breh..koca bahçeyi yıktı üstüme,birazdan mesaim başlar,evi sil süpür didem,toz al didem,akşam yemeği için sebzeleri ayıkla suya bas didem,kedilerin ve köpüğün mamalarını hazırla didem,çiçeklerin kurumuş yapraklarını temizle didem,koca hortumu musluğa tak didem,bütün ağaçların diplerini eşele didem,bahçeyi sula didem,çamaşırları makineye at didem,duşa gir didem,insana benze didem,ve akşam olur,baba gelir,babaanne ve mahallemizin other yaşlı insanlarıyla kapı önü çay muhabbetinde hazır bulun didem..



eh,bakınca aslında pek te miskinlik yapacak vaktim e de halim kalmayacakmış,teşekkürler anne!



şaka maka özlücem seni,çabuk gel bu bahçe sensiz ne yaparsam yapayım eksik kalır,çiçeklerin küser,akşam sefaların boynunu büker..sonra benden bilirsin bi de :) tanırım seni:)

Aşkım annem..

15 Haziran 2011 Çarşamba

bazen insanlar tepkisizligime kiziyor,sessizligime,dinginligime..anlamak guc,beni,seni,onu..anlamayada calısmamak gerek bazen,bazen sadece suskun kalmali,karmasadan uzak durmali..Derin bi nefes alip,arkama yaslanip,bos gozlerle etrafima bakarken,insanları izlerken,dogayla icten ice konusurken garip gozukuyorum evet,ama bu benim sorunum bile degilken kime ne?

3 Haziran 2011 Cuma

La plage - Yann Tiersen

nefes

bıraksam kendimi rüzgarın tatlı serinliğine,sahilde,hafiften sarhoş olsam mesela,mesela sen olsan yanımda aşk..içimden sevgi taşıyor,kimseye aktaramadığım sevgi..nasıl ama nasıl deli oluyorum aşk'ın özlemiyle..kimseye kavuşma ihtimali bile yokken hemde..Beklenen kimse yokken birde..Naz'ım bile kendime..Öfkem,hoşgörüm,aşkım,sevgim,huzurum,mutsuzluğum..Herşeyi kendimle yaşıyorum,hayat aslında böyle değil mi..İnsanlar gelir,gider,kalır,kaçar,sever ve terk eder..Aslında bizler hep bir başımıza yaşarız her bir duygumuzu,duygusuzluğumuzu..Çünkü bizimle kalan daima kendi ruhumuz..


Sevmek bile acı veriyor artık başka bir kalbi,çünkü bu zamanlarda aşklar gitmeler üzerine kurulu..Şarkılar gitmeler üzerine yazılı..Filmler bile çoğu zaman mutlu son değil..
Her yerde yarım gülücükler,yarım sevmeler,yarım sevişmeler,yarım ağızla söylenen aşk sözcükleri..
Kimse sevdiğine dört elle sarılamıyor,sarılamıyor çünkü çekip gideceğini en baştan biliyor..Bu düşünceyi aralarına kara çalı gibi sokuyorlar..Ne acı,biteceğini bile bile sevmeye çabalamak..Ya da çok seversem götü kalkar lan bunun şimdi diye düşünenler,seversen kaçar,sen kaç ki,o kovalasın mantığındaki insanlar..Birbirlerini dolduruşa getiren kankalar!
Ne zaman sevgimizi ölçer olduk telefonumuza gelen mesaj sayılarıyla,facebook ilişki durumlarıyla,like'larla bilmem neyle..
Ne zaman tükendi sevgilinin yol kenarından kopararak verdiği tek bir papatya dalının insanda yarattığı o müthiş sevinç?
Teknoloji iyi hoşta,farkındamıyız robotlaştığımızın?


Aşklarımızı bile sanaldan yaşar olduk,sevgiliye günaydın demenin sıcaklığını unuttuk..


tutsa elimden sevgili,hadi kalk gidiyoruz dese,nereye diye bile sormam! 


Gidelim mis gibi doğada kamp yapalım,dere tepe,çayır çimen yollar katedelim,gidelim bambaşka bi ülkede adını sanını bilmediğimiz insanlarla içip sarhoş olalım..Gecenin karanlığında sokakta şarkılar söyleyerek yürüyelim..


Doğallığa susuyorum,inanın doğallık denen o hissiyata susadığım oluyor..Zaman herbirşeyi mekanikleştirmiş,insan gibi yaşamayı bile unutmuşuz..emek harcayarak bi şeyler ortaya çıkarmayı mesela..Mesela evde yapılmış ekmek kokusunu,mesela minik taze çileklerden reçel yaparken evin dört bi yanını saran o nefis kokuyu..Toprak kokusunu..


Süper marketlerin,sitelerin,halı yıkamacıların,poşette satılan ekmeklerin kölesi olmuşuz..


soba çıtırtısıyla ısınmanın hasretini ara sıra konuşur olmuşuz..


şu gün bu dizi var iyvaah çok heycanlı bi yerde kaldı,misafir gelicek izleyemicem gibi dialogların sahibi olmuşuz..


asansörün,mikrodalgaların,dondurulmuş gıdaların,limon kokulu çöp poşetlerinin bağımlısı olmuşuz..


hala ve hala çok fazla tüketiciyiz,üretmek lazım,daha fazla duyarlı olmak lazım..Mesela meyve sebze artıklarını çöpe atmamak gibi,bahçeye gömüyoruz,ve ileride filizleniyorlar,geçenlerde gömdüğüm patates kabuklarından patates çıktığını gördüm,eskiden böyle bişeyi bilmezdim,doğanın geri dönüşümü öyle muhteşem ve büyüleyici ki..hayret ediyor insan..toprağa nefes verdikçe,o da sana tüm sevecenliğini gösteriyor..doğadaki herşey muhteşem bi döngü içinde,biz insanlar bunu bozmaya çalışıyoruz kendi hayatlarımızı kolaylaştırmak adına..Denizlere dolgu sahaları yapılıyor,üzerine siteler..
Dağları delip,tatil köyleri yapılıyor,daha fazla turist için..iyi de doğa bunun intikamını almaz mı bizlerden?


Haklı kim olacak o gün geldiğinde?Doğa bizden hesap sorduğunda,onu suçlamaya yüzümüz olacak mı acaba ?


Ben elimden geldiğince etrafımdaki insanları en azından doğaya daha az zarar verelim diye aydınlatmaya çalışıyorum..mesela daha az elektrik tüketmeye,daha çok yerli malı kullanmaya,daha çok pazarlardan alışveriş yapmaya yönlendiriyorum..Etiket bağımlısı olmaktan kurtulalım istiyorum..
Ben;
kapımızın önünde otururken mis gibi hanımeli kokusunu duymayı çok seviyorum,yeşili ve maviyi,o harika ikiliyi çok seviyorum.
Doğadaki uyumun minik bi parçası olalım istiyorum..
Sadece bu..


Sevgi ile yaklaşmalı doğanın her bir parçasına..

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Öyle,böyle..

Günlerdir ağlamaklı ruh halime inat,hava bile yağmurlu..Gökyüzü delinmişçesine yağdı da yağdı.Evde hapis kaldım,böylelikle kitabıma kaldığım yerden devam etmeye başladım,iş güç derken ihmal ettiğim minik özlemlerimle hasret gideriyorum..Köpük ve kedilerim birer köşede uyuyor şimdi,üşenmesem fotoğraflarını da çekip iliştiricektim bu yazıya ama uzandığım yerden kalkmaya üşeniyorum..Miskinlikten ölücem yakında:) Babaannem geldi memleketten,annemle çarşı pazar dolaşıp duruyolar,ben katılmıyorum onlara,fazla gürültü kaldıramıyorum bu aralar..Televizyona veda edeli aylar oldu,ailemle sadece akşam yemekleri ve kahvaltılarda görüşüyorum desem yeridir..Bahçede keyif yapmak vardı şimdi ama heryer yağmurdan dolayı çamur oldu..:(1 haziran babaannemin 73.doğumgünü,en sevdiği gibi bi pasta yapıcam ona..Bol meyveli..
Deniz sezonunu ben hala açamadım,hazirana giriyoruz hala tık yok...yeni bikinimle güneşlenmek istiyorum artık,ölüdenizi de çok özledim...:)o değilde en sevdiğim halhalımı düşürmüşüm yahu sabah sabah farkedince üzüldüm..bugün çok işim var,annemler çarşıda,temizlik bana kaldı,sonra dolabımı yeniden düzenlemem lazım,odamı toplamam lazım,oje sürmem lazım:) giymediğim kıyafetlerimi ayırmam lazım bi kenara..Kitaplığımda karman çorman olmuş,onlarıda düzenliyim bari..Neyse günün planı budur,geceyi bilemem ama şimdilik bu kadar..:) haydin görüşürük..

8 Mayıs 2011 Pazar

Gayatri Mantra

''om bhur-bhuvah-svah tat savitur varenyam bhargo devasya dhimahi dhiyo yo nah prachodayat''

22 Nisan 2011 Cuma

The Reader'dan..

— I’m not frightened. I’m not frightened of anything. The more I suffer, the more I love. Danger will only increase my love. It will sharpen it, forgive its vice. I will be the only angel you need. You will leave life even more beautiful than you entered it. Heaven will take you back and look at you and say: Only one thing can make a soul complete and that thing is love.

20 Temmuz 2010 Salı

"Elmas bir gözdür yürek. Ve çizilmeye görsün bir kere, artık hep sedefsi bir yırtıkla bakacaktır cümle aleme."


Mahrem'den..

15 Haziran 2010 Salı

Gitmek

Bu günlerde herkes gitmek istiyor
Küçük bir sahil kasabasina
Bir baska ülkeye, daglara, uzaklara...

...
Hayatindan memnun olan yok.
Kiminle konussam ayni sey...
Herseyi, herkesi birakip gitme istegi.

Öyle "yanina almak istedigi üç sey" falan yok.
Bir kendisi
Bu yeter zaten.
Herseyi, herkesi götürdün demektir..
Keske kendini birakip gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hani kendimizden raziyiz diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herseyi yüzüstü birakmak göze alinmiyor.

Böyle gidiyoruz iste.
Bir yanimiz "kalk gidelim",
öbür yanimiz "otur" diyor.

"Otur" diyen kazaniyor.
O yan kalabalik zira...
is, Güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma dugusu...
En kötüsü aliskanlik
Aliskanligin verdigi rahatlik,
Monotonlugun dogurdugu bikkinligi yeniyor.
Kaliyoruz...
Kus olup uçmak isterken, agaç olup kök saliyoruz.

Evlenmeler...
Bir çocuk daha dogurmalar...
Borçlara girmeler...
isi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alikoyabiliyor.

Misal ben...
Kapidaki Rex'i birakip gidemiyorum.
Degil busehirden gitmek,
iki sokak öteye tasinamiyorum.
Alip götürsem gelmez ki...
Bütün sokagim köpegim oldugunun farkinda
Herkes onu o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?

"Sirtinda yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardir;
Evet, sirtimizda yumurta küfesi var hepimizin
Kendi imalatimiz küfeler.

Ama egreti de yasanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazim.

Barik ufak kaçislar yapabilsek.
Var tabi yapanlar, ama az
Sadece kaymak tabakasi
Hepmiz kaçabilsek...
Bütçe, zama, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün
Sabah 9, aksam 18
Sonra baska mecburiyetler
Sikisip kaldik.
Sirf yeme, içme, barinmanin bedeli
Bu kadar agir olmamali.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karsiligi, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar midir bizi bu hale getiren?
Galiba.

Ben her bahar asik olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittigim olmadi hiç.
Ama olsun... istemek de güzel.

[ Can Yücel ]
Şimdi her yanım tuz kokuyor
İçimde azgın fırtınalar
Yüreğim çarpmaya korkuyor..

...Hani
"Gel" deseydi
Ölmek bile olsa karşılığı
Giderdim..
Demedi..


Azlığından değil aşkın
Çokçalığından
Kıyamadı..

Çoktu onun da susmaları
Akıtamadığı yaşlar kadar çok.
Ağlamadı
Ağlamıyor
Ağlayacağını da sanmıyorum
Belki de konduramıyor..
Göze..
Yaşı..
Bilinmez..

Neyse işte
Bazı şeyler
Bazı anlar
Bazı hüzünler
Bazı güçler
Sevmekle aşılamıyor.

(kaynağı bilinmemekte)
God is an astronaut tınıları kulağımda..Ne kadar can alıcı parçalar..

21 Nisan 2010 Çarşamba

Bahar

Kendimi bomboş hissediyorum.
Herşeye karşı bir boşvermişlik sardı dört yanımı.Tatsız tuzsuz herşey.
Eksik.
Boş.
Özlediğim herşey çok uzakta.
Yaklaşmam mümkün değil.
Odada bir başıma müzik dinlemekten ve saçma bir şekilde internet denen illetle vakit geçirmekten başka bir şey yok elimde.
Ha güzel bir kitaba başladım tek yararlı şey olaraktan.
''Gösteri Peygamberi'' Chuck Palahniuk
sayfalarda hikayede sondan başa doğru gidiyor..
Hayatım gibi.Tepetaklak.
Bahar geldi,etraf renklenmeye başladı.Yılın en sevdiğim dönemi başladı.
Ama benim içimdeki kış henüz bitmedi.
yakın bir zamanda baharın enerjisine ve renklerine sarılabilmem için dua etmekteyim.
kış bitsin,gitsin.terk etsin beni.
yeşilde boğulmaya ihtiyacım var.
evimi özledim,bahçemizi,ailemi,köpüğümü.
Denizi özledim.
Aksazlar plajında güneşlenmeyi,müziğimi dinlemeyi.
dalmayı özledim.
yengeçlerle oynamayı da.
akşamları serin havada bahçede oturmayı bir başıma.
babamın rakısını çalmayı da.
karşılıklı içmeyi de.
annemle kurabiyeler yapmayı da.
köpükle yerlerde yuvarlanmayı da.
cır cır böceklerinin kafamı şişirmesini de.
çok özledim.
ama dediğim gibi..
özlediğim herşey çok uzakta!

13 Nisan 2010 Salı

hı?

Dersler başlayalı 2 gün oldu,hastalık nedeniyle daha hiç gidemedim,bahanem vardı ama yarın gitmem gerek artık,ve ben hala kendimi fil gibi hissediyorum.üzerimde bir ağırlık var,nefes alamıyorum hiçbir şey yiyemiyorum ve gittikçe şişiyorum.Bu uğursuzluk gitsin artık.Hasta olmaktan nefret ediyorum zaten hasta olmayı seven kimse yoktur..Aslında yazasım da yok,bir konumda yok,düşündüğüm bir şey de yok..Herşeye karşı nötr bir haldeydim.
Bursa'ya gittim geldim,büyükanneleri ziyaret ettim,huzur depoladım,yeğenleri sevdim kokladım,dedeyle sohbet ettik aylardan sonra kendimi saf ve temiz hissettim..İstanbul'dan uzaklaşmasaydım delirecektim.
şimdi şu hastalık haricinde huzurlu ve mutluyum..

25 Mart 2010 Perşembe

Meleğime..


Meleğim geliyor.Sabah kavuşacağım o'na.
Çok özlediğim ablam,annem,canım,kalbim..En yakın arkadaşım,bazen benim minik kardeşim bazen sırdaşım..Meleğim..
Öyle seviyorum ki seni,kılına zarar gelse içim sızlıyor,gözlerinde bir damla yaşa tahammülüm yok,seni üzen,kıran herşeye düşmanım ben de.

Hayatına ben yön verebilmek isterdim hep güzelliklerle dolu olsun diye.Hep gül diye.
Senin benim için yaptıklarını kimse yapmazdı..
Benim böyle şımarık olmamın nedeni sensin çünkü her istediğimi yapmak için didindin bunca yıl.
En zor anlarımda sen koştun yanıma,anneme çaktırmadın hiç bir hatamı,kötü giden derslerimi senin verdiğin öğütler sayesinde düzelttim,senin için üniversiteyi kazandım ve inan ki senin için başarılarım..
Sen olmasan ben şu an bulunduğum yerde olamazdım,senin tüm desteğin beni bu günlere getirdi.olmak istediğim bir yerdeyim ve bu senin bana verdiğin güç ile oldu.
Bunca ay senden,sizden uzakta olmam benim için kolay olmadığı gibi sizler için de kolay değil,görüşemesek te,çoğu zaman konuşamasak ta yanımda hissediyorum,biliyorum ki kanatlarını germişsin üzerime.İşte bundan benim korkusuzluğum yalnızlığıma karşı.
Çünkü her zaman yanımdasın hiç bir engelin bizi ayıramayacağını çok iyi biliyorum.

SENİ HERŞEYDEN ÇOK SEVİYORUM ABLAM..

18 Mart 2010 Perşembe

çoban yıldızı

yüzme bilmeden
daha deniz görmeden
hiç güneşte yanmadan
şimdi ölmek istemem bir kalbi sarmadan
aşkı tatmadan daha
onla sarhoş olmadan
hiç sevişmeden daha
şimdi ölmek istemem daha hiç gülmeden
çoban yıldızı
sen benle kal çoban yıldızı
hep benle kal
zamanın varsa..
ben hiç kimsem olmadan
tepeden tırnağa ona hiç sarılmadan
şimdi ölmek istemem kalbine dokunmadan
hadi al götür beni
hala benimmişler gibi evime,yurduma
taze meyve tatları yağmurlarında
çoban yıldızı
sen benle kal
zamanın varsa biraz daha...

15 Mart 2010 Pazartesi

ella

"Aşk, ella'nın ömrünün o durgun gölüne gaipten düşüveren bir taş misali indi. Ve onu sarstı, silkeledi, darmadağın etti.Bir taş nehre düşmeyegörsün, pek anlaşılmaz etkisi. Hafiften aralanır, dalgalanır suyun yüzeyi. Belli belirsiz bir tıp sesi çıkar; duyulmaz bile akıntının ortasında, kaybolur uğultuda. Hepi topu budur olduğu olacağı.Ama bir de göle düşsün aynı taş... Etkisi çok daha kalıcı ve sarsıcı olur. O taş var ya o taş, durgun suları savurur. Taşın suya değdiği yerde evvela bir halka peyda olur; halka tomurcuklanır, o tomurcuk çiçeklenir, açar da açar, katmerlenir. Göz açıp kapayıncaya kadar, ufacık bir taş ne işler açar başa. Tüm yüzeye yayılır aksi, bir bakmışsın ki her yeri kaplamış. Çemberler çemberleri doğurur, ta ki en son çember de kıyıya vurup yok oluncaya dek.Nehir alışkındır karmaşaya, deli dolu akışa. Zaten çağlamak için bahane arar ya, hızlı yaşar, çabuk taşar. Atılan taşı içine alır; benimser, sindirir ve sonra da unutur kolaylıkla. Karışıklık onun doğasında var, ne de olsa. Ha bir eksik ha bir fazla. Gel gelelim göl hazır değildir böyle aniden dalgalanmaya. Tek bir taş bile yeter onu altüst etmeye, ta dibinden sarsmaya. Göl taşla buluştuktan sonra bir daha asla eskisi gibi olmaz, olamaz." ve bir dua dökülür gölüne taş düşmüş ella'nın dudaklarından, daha çok ellerinden:"Ya aşkı öğret bana, ya da aşkın yokluğuna üzülmemeyi."
elif şafak

14 Mart 2010 Pazar

cefa-sefa-cefa

bozuk ruh haline ortaköy'de mantı üzerine waffle yemek iyi geliyormuş,gittik uyguladık,bozuk ruh halim düzelmediği gibi üzerine bir de patates gibi oldum:(bir de insan dövecektim köpeklere tekme attı gözümün önünde,pis herif iyice sinirlendim geri döndük..taksim boştu,boğazkesenden aşağı inerken buz gibi hava yüzünden hamsi gibi titredik,yuvamıza ulaştık,müzik dinleyerek gevşemeye çalışıyorum şimdi bunu neden yazdım onu da bilmiyorum,neyse böyle işte..şu an ki ruh halim tam da böyle bir şey..
''insanların en çok korktukları rüzgarlar,saklı yerlerini açanlardır''
-yine de es ey deli kız!..
(9)

mavi hüznün rengi

ne miskin bir pazar.


yağmur yağacak gibi,aslında yağmuru çok seviyorum ama bu gün moda tarafına gidesim vardı,biraz da hasta gibiyim güvenemiyorum eğer çıkarsam yağmura yakalanırsam iyice kötü olurum diye..odada oturmaktan da sıkıldım ne yapsam birşey bulamadım..dolabımı kurcalarken bir kaç eski defterimi buldum öss öncesi yazdıklarımı onları okudum ne günlermiş dedim,bursa'dan bile taşınmamışız daha,evimizdeyiz,benim sabahlamacalarım,içtiğim yüzlerce kupa koyu kahveler,annemin ablamın verdiği öğütler,güzel günler...
içimde bir şeyler sızladı onları okurken,o günlere dönebilmek istedim bir an,henüz kimse kendi yollarına gitmemişken onlara sımsıkı sarılıp o anıları kumbarama kilitlemek istedim..
kalbimde bir burukluk var bu gün.gözlerim sık sık doluyor,bu sabah ağlayarak uyandım yine,yine bir kabus,yine aynı kabus..
bu kez uyandığımda bana sarılarak düşünme böyle şeyler diyerek geçicek hepsi demedi kimse.
yalnız uyanmak hiç bu kadar acıtmamıştı ruhumu.
hiç bu kadar umutsuz olmamıştım ruhuma karşı.
maviler sardı beni bu gün,gökyüzü grimsi mavi,deniz tatsız bir mavi.
pijamalarım bile sözleşmiş gibi mavi.
ellerimin soğukluğu geçmek bilmedi,açık pencereyi kapatmaya bile üşeniyorum,yatakla bütünleştim çıkamıyorum içinden..
bu huysuz bulut lütfen gitsin artık.git.git.git.git...
böyle mavileri sevmem ben...

çok değil ki

günüm seninle başlasın istemiştim..çok değil ki,
bir içten gülüşünle ışısın gecem
uzun suskunlukların dilsiziyim
sesin aksın kulaklarımdan dupduru,dağ suları gibi serin
yüreğimin ölü topraklarına
kirpiklerin gölgelesin yüzümü,gözlerin ömrümün göğü olsun demiştim..çok değil ki..
bir uzun yürüyüş düşlemiştim avuçlarının ince çizgilerinde
öperek ürkek gülümsemeni usulca
dünya tepeden tırnağa dek sen
buğulansın istemiştim ilk nefesinle içimin buzlu camları
rüzgarda titreyen dallar misali
-bilsen unutmuşum nicedir-
ürpersin tüylerim
tel tel her değdikçe savrulan saçların solgun tenime
çok değil ki,kırılsın acının ayazı
mutsuzluk dinsin biraz demiştim
bin uzun güz geçmişti bin uzun hüzün
sevgi denilen o ilkyazın üzerinden
yaşamak eski sevincini çoktan yitirmişti
düşsün istemiştim yüzünün sabahından ömrümün akşamına bir düş inceliğinde
öpüşün,dudağında çiçeklenen çiy taneleri
çok değil ki,çok değil ki diz çöküp
göğsünün köpüren pınarlarından içeyim istemiştim hayatın can suyunu
ağzının pembe ufuklarında soluklanarak
bir dem barışık olsun can ile ten demiştim
bir dem iliklerimde duyayım yaşamayı
uyumun mutluluğunu sende bularak..

5 Şubat 2010 Cuma

Geri dönüşler acıtır insanı..

Anne huzuruna veda etme zamanı geldi çattı,İstanbul'a dönmeyi hem istiyorum hem de evin küçük kızı rolümden ayrılmak istemiyorum..Annem'in kokusunu öyle özlemişim ki 5 aydır,şimdi 15 gün doymama yetmedi elbette,evde bir matem havası esmeye başladı zaten,annem,babam,ablam herkes üzerime titriyor,ben hem mutluyum hem onlar üzülmesin diye gideceğim için üzülmüyor gibi davranıyorum,alışacağız diyorum ben alışıyorum ama büyüklere inandırmak zor bunu..
Bir harmanım bu akşam,bir huzur bir huzursuzluk,bir mutlu bir gözlerim buğulu..
ama esas olan bir şey var ki:kaç yaşımıza gelirsek gelelim büyüklerin bizi hala çocuk olarak görmeleri ve değişmeyen şefkatleri...

İyi ki varsınız..

25 Ocak 2010 Pazartesi

Aşk

''yaşadığım hayatı değiştirmeye,kendimi dönüştürmeye hazır mıyım? diye sormak için hiçbir zaman geç değil.kaç yaşında olursak olalım,başımızdan ne geçmiş olursa olsun,tamamen yenilenmek mümkün..
tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa,yazık..
her an her nefeste yenilenmeli..yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli''.......
(aşk sf:400)

15 Ocak 2010 Cuma

Kelimeler

Dün akşam yurt arkadaşlarımın benden gizlice ama çok profesyonelce hazırladıkları doğum günüme katıldım..:) aslında 20 ocak'ta doğdum ama o tarihte gitmiş olacağımdan dolayı erkenden kutlamak istemişler..bana kalsa ben hiçbir şey yapmak istemiyordum,oda'da pinekleyecektim dün akşam..
Biz 3 kız arkadaş gittik mekana öylesine gidiyormuş gibi sanıyordum,ama bir girdim bütün arkadaşlarım orada ve hala anlamadım bensiz nasıl buraya gelirsiniz diye çıkıştım bile insanlara,sonra ben çemkirirken la vie en rose eşliğinde en sevdiğim pasta geldi önüme zaten ağlamaya meyilli olan ben başladım salya sümük ağlamaya:) bir yandan çemkiriyorum bir yandan mum söndürmeye çalışıyorum bir yandan gözlerimi siliyorum derken en güzel doğumgünümü yaşamış oldum..
hediyelerim kucağıma sığmadı,nasılsa zevkimi biliyorlar:) herşey mükemmeldi ama esas olan orada o kadar insanın benim mutluluğum için toplanmış olmasıydı..Hiç bir zaman böyle kalabalık bir kutlamam olmamıştı,hiç bu kadar dostum olmamıştı çünkü..
İstanbul'da ki hayatın bana kattığı en harika şey de bu zaten..
Herkes özenle giyinmiş,herkes gözlerimdeki ışığı görmek istercesine gözlerime bakıyordu,ve ben dünyanın en mutlu insanıydım dün gece..
Jadore'da ki nostaljik kutlamadan sonra akdeniz'e gittik,orada değişik kokteyller içtim en güzeli ''my birthday''di ..ertesi sabah sanki dişçiye babam gidecekmiş gibi sabahın 4'ünde üzerimdekileri çıkaramadan kendimi yatağa attım..
Bu sabah başımdaki zongurdamayla beraber vurdum kendimi dişçimin yollarına..Beklenen acı saatler gelmişti:)
bu konuda fazla detaya girmeyeyim çünkü insanlar benim büyüttüğümü söylüyor sinirlerin alınması ve kanal açılması çok sıradan ve acısız bir şeymiş gibi:(
çocukluğumdan beri korkarım ben dişçiden ve o korkunç aletlerden..
herneyse..
şu an acılarım geçti çünkü artık sinirlerim yok..dolayısıyla;adam kanal açmak için isterse kepçe kullansın yine de hissetmeyeceğim...
odadayım,okula gitmedim pazartesi ve salı kur bitirme sınavım var ve salı akşamı 9:20 otobüsü ile fethiye yolcusuyum..ailemi çok özledim...tam doğduğum saate yakın bir zamanda annemin yanında olabileceğim ne güzel..
5 aydır görmüyorum ailemi..bu çok fazla ama zaman nasıl geçti anımsayamıyorum pek..
bana kolay da bekleyenlere zor..
herşey de olduğu gibi..

13 Ocak 2010 Çarşamba

30 Aralık 2009 Çarşamba

Yeni yıl'ı beklerken..

Bir yıl daha geride kalmak üzere..
Bir yaş daha yaşlanmak üzereyim...
Zamanın hızı beni şaşırtmaya devam ediyor..Eski fotoğraflarıma bakarken,o yıllarda yaşadığım tüm duyguları ve olayları da hatırlıyorum,eskiden daha güzel acırmış canım,daha içten ağlarmışım,daha gerçek gülüşlerim varmış..Zaman geçip büyüdükçe,tün gerçekliklerimi de kaybedişime anlam veremiyorum..Şarkılar daha az acıtır oldu,filmlerde ağlayamıyorum pek..Şarabı içerken ağzımı buruştururdum şimdi bir şişe bitiriyorum rahatlıkla..yalnız kalabilmek için çırpınırdım evde,şimdi istiklal caddesinin göbeğindeki yurdumun odasında yalnız kalmamak için çırpınıyorum..Daha korkak oldum cesur bi hayat yaşayacağımı sanarken..Daha yalnızlaştım insanları yanımda sanarken..
Gülüşlerim bile yarım yamalak,hıçkıra hıçkıra ağlamayalı kaç zaman geçti bilmiyorum..
Bu benim ailemden ayrı ilk yeni yılım olacak,ilk yaş günümü de bir başıma kutlayacağım...
Artık üzülemiyorum,kalbim katılaştı sanırım..
Ama tüm kalbimle tüm insanlar için gözlerinden yaşlar akana kadar gülebilecekleri bir yeni yıl diliyorum..Umarım herşey dilediğiniz gibi olur..
Benim yeni yıldan beklediğim çok çok özeli bir şey yok..Sanırım sadece ''huzur ve gördüğümde mutlu olabildiğim o rüya'dan oluşan geceler''istiyorum...
Hepinizi seviyorum...

1 Kasım 2009 Pazar

bıdı

Bir haftadır İnegöl'de babaannemdeydim,huzur ve mutluluk depoladım tabii bir hafta da kilo da aldım:) arkadaşlarımı,sevdiklerimi gördüm özlem giderdim,bu gün İstanbul'a döndüm ama hiç istemedim dönmek...Buradaki hayatım berbat...sıkıcı,mutsuz,tatsız tuzsuz...
Çocukluk anılarımı yeniden yaşadım babaannemde.o günlere geri dönebilsem keşke..bol şekerli bol çikolatalı ve çilekli..cıvıl cıvıl renkli...herşeyi bırakıp kaçmak istiyorum..Artık eskisi kadar sık yazamıyorum,yazıya sığınamıyorum,çünkü dersler ağırlaşmaya başladı ve vaktimi alıyor..Bunun dışında annemi bayramda görebileceğim Bursa'da buluşacağız..Maalesef ablamı ve babamı göremeyeceğim,onlar Fethiye'de..Neyse ki zaman hızlıca akıp gidiyor sömestrde gideceğim yanlarına..Anlayacağınız benim işim hep gün saymak..Hep zamanla yarışmak.hep zamanla uzlaşmak..

19 Eylül 2009 Cumartesi

Yine,yeni bir elveda..

Beyaz badanalı minik odamda son günüm,son gecem..Vaktimin çoğu valiz hazırlamakla geçti,daha sonra anneme bayram tatlısını hazırlamasında yardım ettim,biraz temizlik yaptım ve her zaman ki gibi pırıl pırıl olan evimize bir göz gezdirdim,duvarlarına dokundum,oturdum ağladım iki damla...

istemiyorum işte,gitmek istemiyorum,mecbur olmasam bu gidişe annemin dizinin dibinden ayrılmasam hiç,her istediğine''peki anne''desem keşke..İstanbul'un keşmekeşine karışmak,tozunda toğrağında kirlenmek istemiyorum..Korkuyorum,isteksizim..

''Herşey güzel olacak''yalanına sığınmak huzursuzluğumu dindirmeye yardım eder mi? ya da düşüncelere dalmamak adına sürekli bir şeyler yapsam..Boş vakit ayırmasam kendime...
Kendimi dinlemeye fırsatım olmasa o zaman belki daha katlanılır olur hayatım..Gün gelir geçer akşam olur akşam biter sabah olur vs...aylar nasıl geçmiş bir bakmışım anlayamamışım...
İşte böyle bir şey mümkün mü?

Sevdiğim her şeyim burada kalıyor,almıyorum yanıma,anılarımı minik pırıltılarımı burada bırakıyorum bir gün gelip huzura yeniden sarılacağım,onları yanımda götürürsem İstanbul kirletir onları...
İstanbul'da beni bekleyen kimse yok,yolumu gözleyen kimse yok..beni koşulsuzca seven insanları ardımda bırakıp gidiyorum yapayalnızlığa adım adım...
ne üniversite ortamı,ne gece gezmeleri ne partiler...hiçbirinde gözüm yok bunları yaşamamış insan da değilim zaten,tek istediğim birazcık huzur her zaman..bu akşam can yakıcı,herkesin beni mutlu etmek için çırpınışına rağmen direniyor gözyaşı..Akşam çok sevdiğim için mangal yakılacak,zaten tüm hafta peş peşe tüm sevdiğim yemekler bol bol yapıldı..Biliyorum ki hiç bir yerde annemin yemeklerinin tadını bulamayacağım..çarşafımda yastığımda ki beyaz sabun kokusunu hiç bir yerde duyamayacağım...En kötüsü beni gerçekten seven herkesten çok uzakta olacağım...babamın rakı içerken bahçeyi dolduran anason kokusunu,annemin güven veren sesini mis kokusunu,ablamla kavga etmeyi,köpüğün patilerini öpmeyi,küçücük odamda kitap okumayı çok özleyeceğim.

Hepiniz kalbimsiniz..

5 Eylül 2009 Cumartesi

Bu gece bi tuhafım,özlemlerim peşimi bırakmıyor..
özlediğim onca şey var ki..ve kavuşamayacağım özlemler bunlar,gideremeyeceğim özlemler..
yıllar öncesine dair özlemler,saflığa özlemler,okul sıralarına özlemler...karda yuvarlanmaya,okul çıkışlarında gidilen anneanne evine,tatillerde gidilen babaanneye özlemler...elimde kalanlar ise buruk anılar..güzel günler,soğuk geceler uzun ama bir nefeste geçip giden yıllar var ardından bakakaldığım..
şimdi kavuşabileceklerim yok denecek kadar az ve bir o kadar uzakta...yollar girince araya insan daha bir hassaslaşıyor bu konularda..şimdi doğduğum şehire çocukluğuma,saflığıma öyle uzaktayım ki..sıla özlemi mi bu şimdi,ama ben oraları sevmezdimki..ama seviyormuşum demek,yoksa neden burnumda tütsün oradaki anılarım,yıllarım...
Şimdi ağlıyorum gizlice..herkes uyudu,ben düşlüyorum geçmişi geleceği...gelecek ne getirecek bilmiyorum..ama asla çocukluk anılarımı bir daha bulamayacağım hiçbir yerde hiçbir zaman...ayrılıklar sardı ömrümü,hep sevilen şeylerden ayrıldık bir şekilde..insan hayatı ne zor,anın kıymetini bilmeli ölümsüzleştirmeli bir şekilde,yaşlandığımızda anacağımız,güzel şeyler olmalı,efkarlanıp özleyeceğimiz günler olmalı...

zamanın hızına şaşıyorum elimden hayatım akıp gidiyor,yüzümde çizgiler belirecek aklar düşecek saçlarıma,sevdiklerime veda etmek zorunda kalacağım ölüm denen soğuk şey hep kapıda...Güz ayrılık taşırmış,hep ayrılıklardan söz ediyorum farkındayım..hayata sarılmalı,güze inat tutunmalı,sevmeliyiz her şeyi...elimizde avucumuzda bir boşluğa bakakalmamalıyız.....

kederli kederli yazıyorum böyle,ama içimde bir umut her zaman vardır bilirim kendimi..bakmayın hüzünlendiğime...Bana gülücükler yakışır=)

21 Ağustos 2009 Cuma

göç

günlerdir nefes alacak vaktim yoktu,yazamadım pek...

doğup büyüdüğüm şehire,sokaklarında oynadığım semte,düşüp dizlerimi kanattığım yollara veda ettim...kolay olmadı ama inanıyorum ki nereye gidersem gideyim içimde büyüttüğüm o küçük kız ve küçücük dünyası da benimle gelecek...ardımda kalan eski aşklarım,eski dostlarım ailemin büyük bir bölümü,herşey ama herşey yine benimle burada...bir iz bile silmedim hafızamdan şehirden ayrılırken...oraya bir daha kolay kolay yolum düşmeyecek uzun bir süre biliyorum..

Bu yüzden yaklaşık 14 saat süren uzun yolculuğumuz boyunca gözümü kırpmadım yolları,evleri seyrettim...upuzun yolları,virajları geçtik,bir sürü şehirden geçtik,sonunda sabah 4 gibi yeni evimize geldik..bizi Fethiye girişinde babam karşıladı,köpük delirdi tabii onu görünce,sarıldık koklaştık uyuduk bir iki saat,kamyon bizden çok sonra geldi biz yerde çarşaf serip öyle uyuduk..tahtalar biraz sırtımızı acıttı ve her yer yeni boyandığından boya kokusu biraz başımı döndürsede en huzurlu uykumu uyudum o sabah...eşyalar geldi nihayet akşama kadar temel eşyalar yerini buldu,bu gün buraya gelişimizin 1.haftası ve hala tam olarak yerleşemedik...hala eksikler ve yapılacak minik işler var..tabii her gün iş yapmadık,denize gittik gezdik dolaştık...bahçe ile uğraşmaya başladım bu günlerde,çok işi var ama zamanla orası da cennet gibi olacak...kışa doğru turunçları toplayıp bir güzel reçel yapacağım:) babama söz verdim..köpük apartmanda büyümüş bir köpek olduğu için neye uğradığını şaşırdı..salon hanımı çizgisini kolay bırakamadı ama şu an doğaya ayak uydurmuş gibi görünüyor,en azından toprakta yatmaya başladı..bahçeye giren kedilerle başı biraz belada,zamanla onları da kovalamamayı öğrenecek yoksa bir pati yiyecek ki o anne kediden o zaman görücek gününü:)
kuyudaki su bitmiş ağaçları sularken zor oluyor hortumumuz bile çıkmadı daha piyasaya kovalarla su taşıyorum bahçeye..ha bu arada karıncalarla da benim başım dertte...alışamadım ben bir türlü..sanırım bende apartman çocuğu olmamdan dolayı adapte sorunu yaşayacağım bir müddet daha...odamı yerleştirdim çok şirin oldu,bir kaç eksiği var,kitaplarımı koyacağım bir yer yok duvarlara bir sürü raf yapacak babam çünkü sığdıramadım bir yere..önümüzde 2-3 ay daha yaz var,sıcaklar biraz azalsa da yine sıcak oluyormuş teyzeler söylüyor...yani mont ve eldivenlerime hasret kalacağım..allahtan yağmur oluyormuş:)ona talim artık nabalım...
he yine bu arada buradaki insanlar aşmış olayı,getto halinde yaşamıyor kimse,herkes iç içe...çingenesi de köylüsü de turisti de bir arada yaşıyor..gruplaşma olmaması hoşuma gitti..bir kaç kimsesiz teyze ve dede var mahalleli ortaklaşa yemek götürüyor,bunlar çok güzel minik detaylar..sokak hayvanları da taşla kovalanmıyor herkesin kapısı açık kediler köpekler koyun koyuna yatıyor..komşuluk kültürü ölmemiş ne kadar güzel..dün karşıki teyze bir tabak dolusu incir getirdi:) bir güzel yedim bende..bu akşam tabağını boş vermemek için tatlı yapacağım,adet böyle:=) tam da hayalimde ki gibi şehrin içinde olsa da şirin beyaz bir köy evi burası,arka sokağımızda kaya mezarları var dağa yaslanmış,Fethiye kalesi de bahçedeki en güzel manzara,gece yıldızlar çok parlak ve yakın görünüyor,cır cır böcekleri kafa şişiriyor:)annemin çeyizinden dantelleri çıktı sonunda,her şey birbiriyle bütünleşti..bu beyazlığı sevdim..bu şehir de kristalleşebileceğime inanıyorum...hadi bakalım göreceğiz..

yeni hayata merhaba!

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Kalbini engelleme!Engelleri kaldır!!

Her şey “insan” olmakla başlar. Hepimiz aynı şekilde
doğduk, aynı şekilde
doyduk, çocuk olduk. Sonra büyüdük, olduk. Kadın ve
erkek olduk. Yaşlı ve genç.
Özgür ve tutuklu. Siyah ve beyaz. Farklı
sıfatlar verildi her birimize: uzun,
kısa, şişman, güzel, çirkin, “engelli”
olduk. Eşit olamadık bir tek. Hani herkes
eşitti hayatta?! Neden bazıları
daha eşittir ki bu hayatta!


Sen… Sokağa
çıktığında kaç tane engelli ile
karşılaşıyorsun? Karşılaştığında ne
düşünüyorsun? Bir şey düşünüyor musun?
Türkiye nüfusunun yüzde kaçı engelli
biliyor musun? Sokakta bir engelli
görmek için kaç engelin var farkında mısın?
Peki onların nasıl
yaşa(yama)dıklarının?
Büyüdüğünde kim olursan ol, ne
yaparsan yap eşit
yaşamak için çalışan insanlar var burada! Her insanın birçok
engeli ve bir
kalbi var. Kalbini engelleme, engelleri kaldır!

Eğer sen de
insan olmayı
önemsiyor, “bir engel de ben olmayayım”
diyorsan;
http://www.engellerikaldir.com ‘a girerek destekleyenlere kendi
adını
ekleyerek hassasiyetini gösterebilir, facebook grubuna tüm listeni davet
edebilir, msn iletine web site adresini yazabilir, blog veya sahip olduğun
mecralarda konuya yer verebilir, konu hakkında fikir ve önerilerini
e-posta gönderebilir, sponsor olabileceğini düşündüğün tanıdıklarına konuyu
paylaşabilirsin.
Gün gelecek, herkes önce “insan”
olacak…



Engelleri Kaldır
Hareketi


www.Engellerikaldir.com


adı yok

Kimsenin vakit ayırmadığı biriyim
biliyorum
Sıradan bir alışkanlık,körleşmiş
bir küçük ayrıntıyım
biliyorum
Bir sigaranın tutuluşu örneğin
içilişi ve sonra atılışı
Öfkem biraz da bu benim
Ya siz biliyormusunuz?
Saygısızsam,saldırgansam ve acımasız
ilgisizlik besliyor kötü yanlarımı
Ya siz biliyormusunuz?
Yakıştırarak giydiğim hiç birşeyim yok
öyle tiksiniyorum ki üstümdeki giysilerden
gücüm yetse inan,becerebilsem
Tenimi bile soyunurum yüreğimden...

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Relax?



















Bu gün dokunsan ağlayacak haldeydim,ağladım da..Film izledim ağladım,kitap okudum ağladım,müzik dinledim ağladım,köpüğe sarıldım ağladım..
Ağladım da ağladım..hiç sevmem ağlamayı,allahtan yalnızdım evde..Ama rahatladım biraz..Şimdi daha iyi hissediyorum,köpük gözyaşlarımı yaladı,ağlama der gibi..Bu arada günün parçası Aziza mustafa zadeh yorumuyla Uzun ince bir yoldayım..Ard arda yüz elli kere dinlemişimdir heralde:)
Aşık Veysel'i anmadan da geçmeyelim,ruhun şad olsun Aşık'ım...

19 Temmuz 2009 Pazar

Bir tatlı huzur


Kültür pisisi=)

Kandil sabahı!

Bu gün kandil imiş...Sabahın köründe alacaklılar gibi kapının acı acı çalınması ve köpüğün sinirli havlayışına karşın şöyle gerine gerine uyanmak yerine,küfür ederek bir anda sıçradım yatağımdan,üstüne bir de takılıp düşme tehlikesi atlattım...Kandillerde kapı kapı dolaşıp para toplamak çocuklar için bi eğlence olmuş olsa da ailelerin bazı şeyleri öğretmesi gerekmiyor mu bu çocuklara? Her türlü kapıyı çalıyorlar,açılıyor ya da açılmıyor ama açılan kapılardan birinde bir sapığın yaşamadığı ne malum...Ve hele ki çocuk tacizlerinin had safhada olduğu bir ülke de yaşıyoruz...Bence anne-babalar yeteri kadar ilgilenmiyorlar çocuklarıyla..Doğurup doğurup sokağa salıyorlar ve bu beni çileden çıkarıyor,olay gelip para istemeleri değil,suç onlar da değil..suç para istemeleri de değil,ufacık çocukların mahalle mahalle yalnız başlarına dolaşabilmeleri beni düşündüren şey..Ben de mahalle kültürünü yaşadım,çocukluğum çok ta güzel bir Bursa mahallesinde geçti,köşk çocuğuda değilim,biz de kandillerde ip tuttuk para topladık sonra o paralarla gidip ''çukulata'' alırdık tadı da apayrı olurdu...Ama benim semtimde herkes birbirini tanır,korurdu çocukları..Bu kadar taciz,tecavüz,kaçırılma haberleri yoktu ki..Günde bir ya da iki saat kapımızın önünde arkadaşlarımla evcilik oynar,ip atlardık..Şimdi ki çocuklara bakıyorum da yaşadıkları çocukluk ileride yüzlerinde tebessüm uyandıracak cinsten değil..Şu anki evimizin önünde bir çocuk parkı var,izliyorum onları,ağızlarında benim bilmediğim küfürler,kız çocuklarında bile..Birbirlerinin arkasından konuşup konuşup kavga çıkartıyorlar koca koca bilmiş insanlar gibi...Anneleri örnek alıyorlar kısacası..Günlerde ne konuşuyorlarsa,ne görüyorlarsa evcilik oyunlarında da onları sergiliyorlar..Suç nerede acaba..Annelik iki dakika ıkınıp ta 6 yaşına kadar büyütüp sonra da sokağa salkmak mı?kendileri rahat rahat dedikodu yapsın diye çocukları evden def etmek mi?Başlarına bir şey geldiğinde dövünüp durmaları bir şey ifade etmiyor bana..Sahip çıkmıyorlar,çocuklar yalnız başına büyüyor bu zamanda!!! Kim çağırırsa gidiyor,güzel bir yalana hemen kanıyorlar..Ve ülkemizde bu kadar çocuk tacizinin olması,bu kadar çok kaçırılmanın olmasının en büyük nedeni de bence anne-babalardır..Çocuklar evlerinden kaçırılmıyor çünkü,demek ki biraz sahip çıkılmalı bu çocuklara...Arkadan dövünmelerin bir anlamı gerçekten yok çünkü....

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Yağmurla gelen tembellik

Günlerdir beklediğim yağmur bu gün nihayet geldi,serin hava ve mis gibi toprak kokusu ile uyandım..Hava böyle sonbaharı andırıyorken hafif yenilen kahvaltılardan biraz uzaklaşmak istedim bu günkü kahvaltıya çıtır çıtır gözleme yapıcam=) ondan sonra çok işim var makineye format gerekiyor artık bütün günümü bununla geçiririm,halbuki bu gün deniz kenarına ya da köye gidip biraz çekim yapmak istiyordum ama maalesef gidemicem...iyice acıktım gözlemelere başlasam iyi olacak..

10 Temmuz 2009 Cuma

Une belle histoire

Bu sabah uyanır uyanmaz açtım bu muhteşem parçayı,içimde bir kuş kanat çırpıyor sanki bu parçayı dinlerken,gözlerimde ufak bir pırıltı birikiyor,ama gelip geçiyor-hüzün ve huzur bir arada nasıl oluyorsa oluyor-yaşıyorum işte bu hissi..Bunu dinlerken kendime ait aşkı değil de bu parçayla aşk yaşayan kişiler geliyor aklıma,o dönemin sevdalıları..
Bu parçayı dinlerken kaybettikleri aşklarına ağlayanlar,bu parçayla sevdiğine romantik anlar yaşatanlar,bu parçayla içenler,bu parçayla sevişenler...Gözümün önünde sahil beliriyor,insanlar bir ağızdan eşlik ediyor..Hayalbazlık işte benimkisi....Kendimin değil de diğer insanların ve hatta şu an hayatta olmayan insanların hayatlarına yolculuk etmek...Onların hayallerini tahmin etmeye çalışmak,onların bitmiş hayatlarının bir parçası olmak istemek..

Güneşli bir günde ilk buluşmaya gitmek için hazırlanan genç kızlar ne hissediyorsa onu bulmak istiyorum belki de..Yaşanmışlıklar-yaşanmamışlıklar ile dopdolu hayatların içine saygısızca giriyorum bazen kızıyorum kendime ama hayal işte..Düş gücü benim ki...Bu yüzden daha masumane yaptığım şey..Oysa o kişiler bunu hissediyordur eminim..Kendini bilmezin biri özel hayatlarını ırgalıyor..=)kötü bir niyetim olmadığını da biliyorlardır o zaman..Bitmiş tükenmiş ömürlerinde yaşayamadıkları ne varsa belki de kendim yaşayabileyim istiyorum onlara adamak uğruna..Ruhlarını biraz olsun ferahlatmak adına..
Bu yüzdendir merakım sevgili genç kızlar ve genç beyler...Yaşlanıp ölmüş ya da elinizde olmadan ölmüş de olsanız..Bilseydim arzularınızı,söylemek istediklerinizi elimden geldiğince gerçekleştirirdim onları...Eski aşkına olan özlemini söyleyemeden göçüp gitmiş birinin söylemediklerini taşırdım diğerininin taşına...

Hayaller gerçek olsa keşke değil mi???

7 Temmuz 2009 Salı

Dönüş yok

gitmek istiyorum...
herşeyi bırakmak,ardıma bakmadan uzaklaşmak...adını sanını bilmediğim bir sahil kasabasına ulaşmak istiyorum...sadece mavi deniz,bir kaç küçük ev,küçük küçük insanlar olsun...sade olsun,yalın,gösterişsiz,az bilen ama sıcak insanların olduğu bir yer istiyorum..koca koca binalardan ne kadar uzaklaşabilirsem o kadar uzaklaşmak,ukala insanların ukala sohbetlerinden sıyrılmak istiyorum..sadece sevdiğim müzikleri ve kitaplarımı alacağım yanıma,ve çok çok düşlerimi...minik bir dünya kurmalıyım kendime,ben gibi...benim diyebilmeliyim..sadece benim...konuşacak bir kaç dost köpek bulurum nasılsa kendime,kaybolurum sularda,köpüklerin içinde..sahilde yürürüm çıplak ayak..şehir karmaşasından en uzak şekilde.. ama sonra bir gün dayanamam aile özlemine,başladığım her iş gibi bu da yarım kalır..döndüğümde arkamda kalmış bir kişiyi bulamam belki,ama ailem her zaman beni bekliyor olur..bak şimdi!!!düşlerimi yazarken tatlı birer düş olma özelliğini illa ki kaybediyorum...gerçekçi olmak istemiyorum,gerçeklerden biraz olsun uzakta olsam ne iyi olurdu oysa..oysa realizmden çok romantizm'i severim ben,bu ne ki şimdi..neden yazımın sonunda dönmeyi koydum ki aklıma?
Dönmeyeceğim işte..dönmeyeceğim...mavi dünyamda kendi başıma uçsuz bucaksız denizi seyrederek öleceğim...gelmeyeceğim bu şehire!Kim beklerse beklesin...sadece kendimi düşünmeliyim orada..kendimi bulmam gerek....kayboldum kirliliğinizde...arınmak gerek.....

6 Temmuz 2009 Pazartesi

04:39

İstanbul'umu özledim ansızın..Ezanı duydum şimdi,karanlıktan gelen ilahi ses..Sabah ezanını Sultanahmet'te dinlemek vardı şimdi...O heybetli camii'den yükselen huzur veren,tüyleri ürperten sesi...sokak kedileri,tinercileri hep bir arada bu saatlerde orada...koyun koyuna...ısınmak için birbirlerine sokulurcasına,bir kez tanık oldum bu manzaraya..ve unutamıyorum da..İstanbul bir masal derler ya aynen öyle..Herkese verdiği-herkesten aldığı masal bir başka...Her insandan bir parça var içinde,her kültürden bir parça..Çingenesiyle,siyahıyla-beyazıyla,sokak kadınıyla,kedileriyle,köpekleriyle,kokularıyla,kenar mahalleleriyle seviyorum İstanbul'umu...Onu ''masal''yapan da bu...her insandan umut alan-umut veren bir şehir..masalların,hayallerin şehri..acıların,zaferlerin şehri..mutlulukların,kültürün,cehaletin,çokbilenlerin-hiçbilmeyenlerin,çiçekçi kadınların,torbacıların,her türlü insanın şehri...Acı ama bir o kadar da gerçek....Belalı birgenç kız gibi....

Bugünlerde...

özlediğim kokular geldi aklıma,uzakta olduğum her şehire karşı bitmek tükenmek bilmeyen bir gitme arzum,görmediğim her insan,yüzmediğim her deniz,okumadığım-sayfalarını karıştırmadığım her kitap,başını okşamadığım her çocuk beni çağırıyor sanki..ve gidemediğim için,kavuşamadığım için üzülüp-büzülüyorum içten içe...sığamıyorum kendime,oysa yapacak çok iş var önümde,gezilmesi gereken yerler,koklanması gereken bitkiler beklemek zorunda beni..ne acı...anında yapılması gerek,aklına estiğinde soluğu orada alman gerek,işlerin-okulun seni beklemesi gerek oysa ki..-değil mi-...kokular,tatlar bekletilmemeli-ertelenmemeli,ama insanoğlu hayatında her zaman isteklerini,arzularını,tutkularını bekletmek zorunda kalıyor'!!!kızıyorum,söyleniyorum ama günümüzün gerektirdiği durum bu..bu erteleniş bir mecburiyet...Türkiye'mde yaşam ertelenmek demek...Ertelemek zorunda olmayanlar ise doğuştan şanslı bence...Bizler okumak için,iyi bir insan olmak,iyi bir iş bulmak,iyi bir eş olmak için didinip zaman harcamak zorunda kaldığımız için kendimizi yiyip bitiriyoruz,zaman akıyor,ve heves tükeniyor sonunda...yıllarca çalışanlar,emekli olmak için uğraşanlar bir bakıyor ki emeklilik yaşı gelmiş ama ömür de gitmiş!!!alınan üç kuruş ise ne gezmeye,ne tatmaya,ne dinlemeye,ne koklamaya yetiyor...karın tokluğuna yaşamlar sürüyor ve bir gün bitiyor...erteledikleriyle,özledikleriyle,koklayamadıklarıyla,tadamadıklarıyla...geride kalan acı bir tebessüm..Hayatın güzelliklerinden payını alamadan gidiyorlar bu diyardan...Peki yanlış olan ne diye soruyorum...Türkiye'mizde yanlış olan ne!?Cevaplar uzuyor gidiyor beynimde,susuyorum..bir çoğumuz gibi...oysa susmak çare değil,konuşmalı...konuşmak çare mi peki..Bilemiyorum...Bir şeyler yapmalı-araştırmalı-konuşmalı-aydınlatmalı-hayatı yaşanır kılmalı...benim içimden gelen sesler bastırılmak istemiyor,ertelenmek istemiyor...Tüm insanların ki gibi..Ömrüm nasıl tükenecek merak ediyorum,çok ta endişeliyim-okuyup adam olduktan sonra iyi bir eş olabildikten sonra vaktim kalacak mı sesime kulak vermeye?Rüzgara kapılıp maviliklerde yolculuk yapmaya?Çocuklarıma anlatacak güzel masallar yazmaya?Sonu mutlu biten senaryolara imza atmaya?gözlerde ki anlık mutluluğu yakalamaya?Toz toprakta koşturmaya??Düşünüyorum...Korkuyorum...

yay yada yayma

peşimdeler!

fısıltılar